Matematik Öğretmenime Sevgili Matematik öğretmenim, Toplama işlemiyle küçücük mutlulukların birbirine eklenerek artacağını; hayatın toplamının sevgi, saygı, kardeşlik ve barış olduğunu bizlere siz öğrettiniz. Çıkarma işlemiyle hayattan yalanları, dolanları, savaşları, hayal kırıklıklarını çıkarmayı; onları etkisiz eleman yapmayı öğreten hep siz oldunuz. Siz ki bölme işlemiyle dostlukları, mutlulukları ve özlemleri bir elmayı iki eşit parçaya böler gibi üleşmeyi öğrettiniz. Acıları, hayal kırıklıklarını ve üzüntüleri de birlikte paylaşarak onları yok edebilmeyi bizlere siz öğrettiniz. Çarpma işlemiyle bizlere sevgi katsayılarının dostluklarla çarpılarak çoğalacağını; barışın hoşgörünün karesi alınarak korunacağını öğrettiniz. Cumhuriyetin karekökünün demokrasi ve halk egemenliği olduğunu siz öğretmediniz mi? Huzur ve refahın mutlak değerinin insan hak ve özgürlüklerine saygı olduğunu, sizin sevgi dolu yüreğinizden başka kim öğretebilir? Çağdaşlaşmanın formülünün akılcılık ve bilimsellik olduğunu, Atatürkçü olmanın buna bağlı olduğunu öğreten hep siz oldunuz. Siz ki matematiği bize sevdirdiniz öğretmenim. Hayatın ritminin matematik olduğunu öğrettiğiniz için size binlerce teşekkürler. Bizim sayılarla dostluk kurmamız için elinizden geleni yaptınız.
Hayat, dümeni ve yelkeni olmayan, ummanlara salınmış başıboş bir gemidir. Ve biz de bu geminin nereye gittiğini bilmeyen, deneyimsiz ve her rüzgarda savrulan... Varolmaktır, çölde kum tanesine düşen ay ışığının parlaklığını görmektir. Ya da gökyüzünün her yerde mavi olduğunu bilmek, atiden bir şeyler ummaktır yaşadığımızın kanıtı. Sevmektir sırılsıklam, imrenmektir bagara, toprağın o yumuşak kokusunu çekmektir içimize. Tekrarlar yaşamamaktır. Dünler bugünlerin yarınlarıdır. İşte bügünleri değerlendirmektir hayat. Korkmadan, mertçe, erkekçe yaşamaktır aşkı ölümü ayrılığı vuslatı... Çelişkiler denklemi olan bu dünyayı çözmektir birer birer. Sevgimizi soldurmamaktır.Aynaya bakıp kalbimizin penceresini görmekte saklıdır varoluş, Adem ile Havva nın ihaneti, Leyla ile Mecnun’un kavuşamamasındadır bu gizem. Belki de özlem duymaktır birilerine, nafile beklemektir sevgiliyi, bazen de kötüyü sevmektir. İnatlık yapmak, şiirsiz kalmak ve hatta unutmak ya da unutulmaktır. Hayatımızı sürdürmek için ihtiyaç duyulur bazen. Zira çirkinlikler olmasaydı güzelliklerin değeri anlaşılabilir miydi hiç? Yaşadığımızı kanıtlamaktadır birilerini, yazdan kalan yorgunluğumuzu çıkarmaktır kışın, şöminede çıtır çıtır yanan odunları izlemektir. Tanrının varlığı, doğanın canlanması , serçelerin ağlamasıdır. Bunların hepsi hayatın,hayatta olduğumuzun delileridir. Ölümler, doğumlar, ağlamalar, gülümsemeler... Eylül rüzgârını içimize çeke çeke dolaşmaktır, ilk aşkımızı hatırlamak, Anadolu'yu karış karış gezmek, adaletsizliği görüp isyan etmektir. Ama bir yerden sonra sabretmektir. Hayal kurmak, yıldız toplamak, hiç olmayan kişileri sevmektir. Yeniden başlayış, ıslak çimenler üzerinde yürüyüş ya da sıcak kumsalda çıplak ayaklarla dolaşmaktır. Gerçekler, yalanlar, kin, nefret, ihtirastır hayat. Küsmek, barışmak, evlenmek ya da boşanmaktır. Çaresiz kalmak, karamsar olmak, umutsuzluk, düşüncesizliktir.
İşte hayat bu formüle saklıdır. İyilik +kötülük=Hayat. Ya da hayatın karekökünü alıp sevgiyle çarpınca elde edilen sonuçtur. Başka bir şehrin sabahında kurulan hayaller ve umutlardır.
Hayat her yerde, her şeydedir. Canlı ya da cansız, zahiri ya da görünen. Farketmez. .. Defterde, ağaçta, harflerde, Kaf Dağı'nda ya da zümrüdü anka kuşunda. Yeter ki hayattan ne istediğimizi, ne beklediğimizi bilelim. Çünkü herkes hakettiği gibi yaşar. Sonsuzluk yoktur, her şeyin bir sonu vardır tıpkı hayatın, ya da bir filmin de bir sonu olduğu gibi. Ama bu filmi mutlu bitirmek ve başrol oyuncusunu yönetmek de bizim elimizdedir. Hayatta herkes filminin yönetmenidir ve filmin başarısı izleyicilere bağlıdır. Peki ya sizin filminiz nasıl?
Hani, diyorum da, insanın gerçekten mükemmel bir dostu olsa... "Onu", şöyle, içine sindire-sindire, kocaman bir sarılsa... Ne iyi olur değil mi? Dostunuz! dostunuz var mı? Kadın ya da erkek... Hiç fark etmez. Gerçek dostun cinsiyeti olmaz. Paylaştığınız birileri var mı? Var ise mesele yok.
Yok ise, gidin bulun hemen! Sırlarınızı paylaştığınız. Özlediğinizi açık yüreklilikle söylediğiniz. "Canım benim!.. dediğiniz... Telefonda bile saatlerce konuştuğunuz sıcacık biri... "O"nu görmediğinizde yüreğinizin "pıt-pıt" attığını hissettiğiniz,bir dostunuz var mı? Dert ortağı, sohbetlerinizi paylastığınız, yalnızlığınızı anlattığınız, sevincinizi hisseden biri... Yalnız kaldığınızı düşündüğünüzde, birilerine öfkelendiğinizde, sevdiklerinizi özlediğinizde, hayal kurduğunuzda yanınızda o var mı? Sizi hiç yalnız bırakmayan biri... Cesur, sempatik, azimli, kararlı, Arayan, soran, "Seni özlüyorum" diyen biri. Böyle bir canlı ile her şeyi konuşabilir, paylaşabilirsiniz. Yanıltmaz! Anlayışla karşılar herseyi... Hataları, günahlari-sevapları, her bir şeyi konuşabilirsiniz onunla... Hiç yalnız kalmazsınız nitekim... Böyle bir dost bulmak için fazla bir arayış içinde olmanıza gerek yoktur. O kendiliğinden çıka gelir zaten. (Elektrik olayı ..) Bir gün bir bakarsınız karşınızda... Bir de bakmışınız sımsıcak sohbetler, derin konular, sırlar,paylaşımlar... Kimseye söyleyemediğinizi, en yakınınıza anlatamadığınızı, geçmişteki izleri, geleceğe dairlerinizi, sadece ona anlatır olursunuz.
Kadın, erkek Bir dost bulun! Ama gerçek olsun. Aradığında işinizi değil, sizi soran... Kötü gününüzde ev sahibi, iyi gününüzde kiracınız olsun. Anlatsın, konuşsun, açık-seçik, korkmadan yaşasın. Güvensin! Cinsiyeti olmasın! Bir kartal kadar haşin, bir maymun kadar şaklaban, bir ceylan kadar narin olsun. Doğruları söylesin. Gercekçi olsun. Yanıltmasın, kandırmasın! İçten, sevecen, sempatik, sevdaları, özlemleri anlayabilen biri olsun. Anlasin! Ağzıyla degil, gözleriyle ve kalpten konuşsun. Yaşasın! Doya-doya yaşasın, doya-doya yaşatsın. Beyninden değil, yüreğinden versin. "Olsun varsın! Paylaşırım." desin. Bir dostunuz olsun. Sizi ve benliğinizdekileri paylaşsın... Dost olsun! Ama... Gerçek bir dost.